Çoğumuz dünyayı beş duyumuzla algılıyoruz ama
onları beynimize iletme şeklimiz aynı değil. Bir şey öğrenirken aklımızda olan
şeyler çoğumuzunkinden aynı şekilde olmayabilir. Öyleyse Jules Verne’den
esinlenerek ‘Kafanın Merkezine Seyehat’ yapalım. ‘Dondurma’ sözcüğünü okuyun ve
birkaç saniye sonra aklınızdan neler geçtiğine bakın. Neler geçiyor?
Bu kelimeyi kime söyleseniz her bir
kişide farklı çağrışımlar yapacaktır. Bu çağrışımlar tercihlerimizle ilgili
fikirler verebilir. Gözümüzün önüne görüntü ya da resim geliyorsa görsel,
kafamızın içinde konuşuyorsak sözel, duyumsu yorsak kinestetik algılarımız var
demektir.
Bir şeyi öğrenmeye çalışırken aklımızda neler olup
bittiğini öğrenmek önemlidir. Böylece artık şöyle söylemek mümkün değildir; ’Ne
kadar kolay görüyor musun?’ ya da ‘Çok kolay’ kendi kendine tekrar et.’ veya
‘Bu konuyu birkaç kez yaz öyle çalış.’ vb. teknikler işe
yaramaz. Çünkü aynı akılda tutma stratejilerini kullanmıyoruz ve aynı şekilde
öğrenmiyoruz. Hepimizin kendi anımsama tercihlerimiz vardır ve öğrenme
profilimizi bunlar belirler. Tek bir anımsama şekli yoktur. Yapmamız gereken
işe bağlı olarak bazen birçok anımsama şeklini bir arada kullanabilmektir.